Plaza romantizmi
Yürüyen merdivenlerin hızındaydı herşey.
Hiç çaba harcamadan birimiz yukarı çıkarken diğerimiz aşşağı iniyorduk.
Kimi zaman ince topuklu ayakkabılarım merdivenlerin arasına sıkışıyordu, sana çaktırmadan usulca çıkarıyordum.
Kimi zaman Siena Miller gibi üst üste tişörtler giyip, elime bir kutu eşşek kadar kahve kutusu alıp çılgın girişler yapıyordum.
O asansörü bilirsin, hani her sabah klasik müzik dinlediğimiz. Sırf sen seviyorsun diye seviyormuş gibi yaptığım. Oysaki ben klasik müziği sabahları hiç sevmem, öğlen sevmem, akşam dinlemem…
Bir yemek arasında Bedri Baykam’ı görmüştük,
Sen hepimize onun eserlerinden bahsettin,
Bense onun yıllardır sakladığı spermli peçeteyi düşündüm.
Sırf iletişimimiz sik-taşak muhabbetine dönmesin diye sana bundan bahsetmedim.
Diğer bir yemek zamanı ben yalnızdım, sense 5-6 erkek arkadaşlarınla oturmuş çin yemekleri yiyordun.
Benimse o gün sodeksom bitmiş, fönüm hafiften bozulmuştu. Beni gördün hafif bir tebessüm ederek selam verdin.
Beni davet etmedin, yinede kırılmadım. Çünkü suşi yiyecek kadar param yoktu.
Sağımda pahalı restoranlar, solumda ev yemekleri, karşımda pideci vardı. Bense fast food yemeyi tercih ettim, çünkü bir alana bir bedavaydı.
Arkadaşımla yarı yarıya ödedik.
Bir market alış verişi sırasında karşılaştık yine. O akşam eve misafirlerinin geleceğini, ne yapacağını bilemediğini anlattın dertli dertli. Sana yemek tarifleri verirken kimin geleceğini öğrenene kadar göbeğim çatladı.
Ama buna değmişti doğrusu, öğrenmiştim. Birkaç iyi adam gelecekmiş meğer.
Çıkışta mağazaların birinde alış veriş yaparken bile el ele tutuşan çiftlerle alay ettik, ama seviyeyi hiç bozmadık.
Soğuk, yağmurlu, ve rüzgarlı
İnsanın bokunu donduran birgün masamda pembe bir pürel gördüm. Senin getirdiğini söylediler. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu, işte dedim bu pürel aşkımızın ilk adımı… Meğer herkese getirmişsin, akraban çalışıyormuş dağıtıcı firmada. Bilemedim…
Sende her erkek gibi ugglardan nefret ediyordun. Bu yüzden iş günleri yeni aldığım uggları giymiyordum. Oysa birgün saçları platin sarısı, gözleri mavi lensli, çantasını bileğinde taşıyan bir dişiyle sohbet ederken duydum seni.
Diyorduki kız ama bunlar ugg değil vallahi.
O an gözlerindeki ışıltıyı gördüm, akşama kızı eve atma planları yapıyordun. Ugg değil de fil mi diye espiri yaptın kıza. Kız yaklaşık 10 dakika güldü
Ve sen işte orda bittin benim için.
himmm….
çok açıklayıcı?
daha aciklayici seyler yazmak isterdim tabiki ama vakit önemli bir etken saniyorum…