döküntüler
ve birgün çok uzak dediğim şeylerin, hayatımın tam ortasına düşeceğini o zamanlar bilemezdim.
bütün bunların arasında farkedilmeyeceğimi düşünerek beklemedim, farkedildiğimi anlayınca şaşırmadım.
herşeyin bir bedeli varsa eğer, bu bedeli bazen istemeyerek ödeyebiliyor insan. istemeden vazgeçebiliyor geride bıraktıklarından…
ben de istemeden de olsa geride bıraktım onları; bırakmamak için çabalamadım, tutunmak için çabalamadılar.

demiş ki;
ben kimim, kime anlatıyorum, neyi anlatıyorum ayrıca
neyim ben, bu olanlar ne, ya kimdir tüketen isteklerimi
tüketen kim. hani bir yarışın sonuna varmış gibi
hani görmeden daha sezmeden her şeyin bittiğini
ama ne zaman saçları kurularken çok eski bir alışkanlıkla
çökerken üstümüzde bir sözün, bir gümüş kupanın o sebepsiz inceliği
ansızın bir ürperişle: bitti mi, her şey bitti mi
yoo, hayır! öyleyse kimdir tüketen isteklerimi
bir rüzgar, duyulup binlercesi birden bir rüzgar
bırakıp beni bir kenara, bir uzağı, ya da bir boşluğu bırakır gibi
ve ben hazırımdır bir süre unutulmaya
ama hep sorulur gibidir benden: ben şimdi ne yapsam acaba
ben şimdi ne yapsam, ben işte ne yapsam kaç kere yalnız
kaç kere yalnız, ama kaç kere yalnız, gene kaç kere insan olmalarımla.
edip cansever.